Can Dost

Can dost

Ellerini açtığında, semaya uzandığında tutamayacağın sandığın yıldızlara dokunduğunda

güneşin seni ısıtırken hiç bu kadar mutlu olmadığında

ılık esen rüzgar yüzünde saçlarında dolaşırken yaşadığın huzurda

kör olup göremediğin barışta ,

din, dil, ırk, demeden savaşmayıp paylaştığın yaşamda

bir yudum suda, tek nefeste, bölüştüğün lokmada

seni tanımayan hayatlara ismini yazıp dokunduğunda

tek kelime etmeden gözlerinle konuştuğun

yanında olsun olmasın kalbinin en saklı köşesinde

var olan can dostta saklı yaşam...


yeşim ce...


her şeyin güzel yaratılıp çirkinleştiği dünyada yürüdüğümüz bu kısa hayat çizgisinde iyi ki varsın diyebileceğimiz can dostlar la olmak can dost olmak dileğiyle...

5 Ocak 2015 Pazartesi


KAR TANESİNE SAKLANMIŞ KİBRİTÇİ KIZ..!

Oysa ne çok severdim karı..
Kış gelse de karlar yağsa diye çırpınmalarımı
Çılgın gibi yağan taneleri yakalamak için 
Delice zıplamalarımı..
İki katlıydı evimiz bahçe içinde
Üst katta dedemler alt katta biz.. 
Hep hareketliydim 
Hep heyecanlı
İçimde çocukluğumun 
İçime sığmaz çığlıkları...
Dedemin bahçede sıralayıp dizdiği odunları
Kaçırırken Meryem Teyzelere
Anlamasınlar diye arkadan öne yaptığım kaydırmaları...
Karla aramız çok iyiydi
Taki ilkokulda tanıştığım
Kibritçi kız la uyumaya başlayıncaya kadar...
Zaten yanlış yazmıştı yazar o hikayeyi
Hiç çocuklar ölür müydü
Anneleri onları bırakır mıydı
Ben hiç öldürmedim kibritçi kızı
Hep akşam sıcak eve getirdim 
Arkadaş oldum onunla
Hatta hatta dedemin terasa da yaptığı
Küçük kulübeye taşıdım onları..
Ama gerçek benim hayallerim gibi değildi
Büyüdükçe anladım
Kibritçi kızın gerçekten öldüğünü...
Ve ne çok kibritçi kız olduğunu...
Yağan her kar tanesiyle tekrar dünyaya düştüğünü...
Şimdi karı hiç sevmiyorum.
Hiç yağmasın istiyorum...
Hiç soğuk olmasın..
Her zaman sıcak, her zaman yaz...
Üşümesin çocuklar
Üşümesin sokaklar
Üşemesin ki 
Kibritçi kız donmasın...
Üşümesin ki 
Meryem teyze gibi kimsesizler odunsuz kalmasın...
Saatte dokuz a geldi
Bizim sitenin çöp boşaltma vakti...
Birazdan gelir mavi papaklı kız
Elinde siyah torbası...
Isınması zor ama bir şekilde doyması kolay..
Her ne kadar karar vermesemde erkek mi kız mı diye
Aylardır tanıyorum o mavi papaklıyı
Acaba çocukluğumda ki kibritçi kız mı diyorum...
İşte bu yüzden ben 
Şimdi karlar düştükçe sevinemiyorum...
Birden çöp konteynırının yanında 
Lambalara bakan 
Sıcak bir evi hayal eden 
Mavi papaklı çocuk oluyorum...
Kaç tane senden var acaba diyorum..
Kaç tane..!
Karlar düşüyor 
Düşüyor
Düşüyor
Düşüyor 
Ve ben bu çaresizlikle 
Bir başka 
Üşüyorum...



1 Ocak 2015 Perşembe

BİR KADIN BİR ERKEK  VE CİNAYET...

İnsan oğlunun değer yargıları iyi, kötü, ayıp kavramları 
Dünyaya gönderildikleri anda başlamış olmalı ki
Cennet te yaşarken çıplaklık ,ayıp nedir bilmeyen
Adem ile Havva nın ellerinde ki yaprakla örtünme çabasını gösteren 
Resimlerle doludur mitoloji.
O günlerden bu günlere yüzyıllar deviren dünya 
Ahlak, töre, namus, gelenek adı altında kendi ilişki ve menfaatlerine göre
Birtakım değerler belirlemiştir.
Tarih kitaplarına baktığımızda insanoğlunun çoğalması
Toplumsal menfaatlerin oluşması
Yaşam alanlarının belirlenmesi esnasında 
Değerler karmaşası da başlamış, bununla birlikte 
Ortaya çıkan sorunlarıda ya alimler 
Ya da din olgusu ile insanlığa örnek teşkil etmek için
Gönderilmiş peygamberler üstlenmiştir.
Bizim peygamberimiz Hz. Muhammet (sav) ilk söylemlerinden biri
'' Ben size güzel ahlakı öğretmek için gönderildim'' olmuştur.
Ve gelen her peygamber yüzlerce hadis vahiy başlığıyla 
Ahlaki kuralları değerleri anlatmıştır.
Yine bakın tarihe bütün savaşlar kişisel çatışmaların
Ayrışmaların, değer karmaşalarının ve insanlar üzerinde 
Bir tarafın baskın çıkma çabalarının eseridir.
Kendi üstünlüğünü ispatlamak isteyen taraf 
Ya öldürmüş ya işgal etmiş  ya yasaklamıştır.
Cinsiyet ayrışması ve duygular yüzünden de 
Yaşamsal kurallar kadına atfedilmiştir.
Namus adı altında kadına biçilen rollerde 
Erkek özgürlüğü ve üstünlüğü seçtim derken 
Aslında çok büyük bir yükün altına girmiş 
Kadın ise bütün bu durumlara sebeb varlık ilan edilmiştir.
Erkek kontrolsüzce durduramadığı duygularını 
Aslında varolduğu kadını yok ederek ortadan kaldırarak 
Çözeceği düşüncesiyle diri diri toprağa gömme kararı bile almıştır.
Ve o günden bu güne kadın cinayetlerinin sonu gelmemiştir.
Cinsiyet karmaşası ve cinsellik kuralları bu gün ki yaşadığımız 
Bir çok toplumsal sorunun altında yatan asıl sebeplerden biridir.
Aile ve sosyal politikalar adı altında görev yapan bakanlığımızda
Bu konular ile alakalı bir çok çözüm denemeleri yapmış
Ancak bu çözümlerin ters etkilerinin sonuçlarınında hiç iç açıcı olmadığını görmüştür..
Dolmakla yetmeyen yüzlerce kadın sığınma evleri
Ensest yüzünden korunmaya alınmış 
Özel rehabilitasyonda ki sayısız kız çocukları
Çocuklarının ailesinin gözü önünde öldürülen
Yüzlerce KADIN...
Namusu tek kendine alan ve kadına bu kavramı tanımayan
Böylece namus cinayetine kurban gitme şansını ortadan kaldıran ancak
Hapishane köşelerinde hayatı kararan
Yüzlerce ADAM..
Olgular yüzünden asla öncelik içine alınmayan hırslara kurban giden
Annesi ölmüş babası hapiste yüzlerce çocuk ve onlarla başbaşa kalan TOPLUM
Cinsiyet temelli bu sorunun biran önce çözülmesinin tek bir yolu var
O da koşulsuz beşikten başlayan sürekli eğitim ve 
Kanunlarda yapılacak olan çok iyi tasarlanmış yapılandırmalar..
Unutmamalıyız ki
'' Adaletin hakim olduğu yerde silahın yeri yoktur.''



ÜLKEMİZDE SON YEDİ AYDA 97 KADIN ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR.
2002-2009 YILLARIN ARASINDA NAMUS CİNAYETLERİNDE Kİ ARTIŞ %1410 DUR.




ELVEDA 2014, HOŞGELDİN 2015...

2014 neler var aslında yazılacak senin için, ama ben yine yazmayacağım.
Hiç şikayet etmedim bu güne kadar ve yine şikayet etmeyeceğim.
Her şeyi gören bilen duyana teslim yaşamayı ben çok küçük yaşlarda öğrendim.
Duanın gücünü, inancın, sabrın adaletini gördüm...
2015 de yine bundan önceki yıllarda olduğu gibi aslım neyse onu yaşayacağım.
Hayat suyum çocuklarım, sevdiklerim, canlarım, arkadaşlarım, ailem
Şükrüm sonsuz, onlar yanımda oldukça mutluluğum tarifsiz.
Ama ben yine büyüdüm 2014 sende ..
Hemde büyüdüğümü düşünürken tekrar büyüdüm...
Yok bu kadarı da olmaz artık derken, neler oldu 2014 neler...
Vefa ile vefasızlık arasındaki o görünmez ince çizgiyi gördüm.
Nelere şahit oldum, neler duydum...
Ama ben yine sustum sende 2014, sadece  seyrettim
Ben hiç ''ne oldu'' diyemedim sende,
O kadar çok ''ne oldu'' diyenim vardı ki..
O kadar çok sevenim vardı ki..
Ben sende yaşadığım, zorluklardan da hiç korkmadım 2014..
O kadar çok desteğim vardı ki..
O kadar çok bir şey yok önüne bak diyenim vardı ki..
Hala sana dönüp bakamıyorum 2014, senin izlerini silenim o kadar çoktu ki..
Sana çok şey borçluyum 2014 .
2015 e elim kolum sevgiyle dostlukla arkadaşlıkla dolu dolu giriyor ve sana veda ediyorum..

Sende geçirdiğim 365 günü benle geçiren bana her zor anımda destek olan
Canan Demirel Kazak , Mehmet Kazak ,Canan Soğukpınar, Vedat Soğukpınar
Hakan Leblebicioglu, Sevil Bilasa, Abdurrahman Aksoy, Hanife Papila, Melike Ersayın Güven, Sezen Özgündüz Kılınç, Berna Yeğin, Aybüke Akcan, Mihriban Akyüz, Gökhan Güler, Sebah Akşanlı’ya birbirinden değerli arkadaşlarıma, can dostlarıma ve sevgili aileme
ELVİN Derneği yönetim kurlu ve üyelerine, onlar ile kazandığım enerjime, sevgili aileme ve bana duydukları güvenle beni onore eden bütün sevenlerime çok teşekkür ediyorum..

Ve sen kapımızdan içeri giren 2015 şimdiden HOŞGELDİN..

Bana, çocuklarıma, tüm çocuklara, aileme ve tüm iyi insanlara, barış, mutluluk, huzur, sağlıkla gel..
Bugün hastane odalarında senden sağlık bekleyenlere ŞİFA ile gel..
Sınır köşelerinde nöbet tutan askerlerimize güç KUVVET ile gel..
Huzur evlerinde, çocuk esirgeme kurumlarında, hapishanelerde umutla bekleyenlere UMUT ile gel..
Sevdiklerine sende veda eden sonsuzluğa uğurlayanlara SABIR ile gel.
Önceden kardeşken şimdi düşman olması için zorlanan kardeşlerimize BARIŞ ile gel..
SEFAN ile, olmasını istemem ama varsa çekilebilir CEFAN ile,
Hak tan gelen her şeyde aradığım HAYIR ile,
Dün olduğu gibi bugünde olan eksilmeyen artan İNANÇ ile
Çalıştıkça önüme gelecek daha nice BAŞARILAR ile gel..






can suyum çocuklarım

.

6 Kasım 2014 Perşembe

16 Eylül 2014 Salı

ZAMAN ....


İnsan Zaman konusunda bazen çok inanılması güç duygulara kapılıyor.
Hepimiz farklı farklı konularda hayatımızın 
Bir çok döneminde  hissetmişizdir bu duyguyu.
''Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım'' diyerek bazen şarkı sözlerine
Gözümü açıp kapayıncaya kadar geçti dediğimiz anlık sürece
Bir var mış, bir yokmuş dediğimiz hikayelere 
Bağlamışızdır  Zamanı.
Yaşla, olgunlaşmayla da alakalı belki bu aralığı anlamak..

Çocukluğumuzdan itibaren 

'' Zamanla anlayacaksın ''
'' Zamanı gelince anlatacağım''
'' O Zaman gelsin görürsün ''
''Zamanı gelince gidersin ''
''Herşey Zamanında güzel''gibi

Yaz yaz bitmez Zaman ile alakalı karşımıza çıkan süreçler..
Böyle olunca bir de bakıyorsun aslında sen Zamanı yaşamıyorsun..!
Zaman a göre yaşıyorsun...
Daha doğmadan başlıyor zamana göre yaşamak..
Doğacaksın dokuz ayı bekle
Dişini çıkaracaksın  zamanını bekle
Yürüyeceksin yaşını bekle
Ve asıl önemlisi ve belkide insanı en ürküteni
Neyin, ne Zaman olacağının Zamanını bilememek..

İşte orda düşünüyorsun
Zaten büyük yaratıcı herşeyi fazlasıyla
Mükemmel yaratmış, önüne sunmuş, kuralları koymuş
Hadi demiş, kendi Zamanını kendin yaz..
Ben süreyi, seni sudan çıkarıp nefes aldırdığım an başlattım.
Oyunda Zamanla karşına çıkacak herşeyi belirledim.
Sana hem iyi hem kötü onlarca seçenek verdim.
Ve  en önemli kural 
Geriye asla dönemeyecek ve oyunun ne Zaman biteceğini bilemeyeceksin...

İşte o bilinmez Zaman  için yürüdüğümüz yolda 
Zamanla karşımıza çıkan her anı 
En doğru ile yaşamaksa hedef,
Belkide, yanlışa çok hacet yok hayatımızda..
Zamanı belli olmasa da sonu belli oyunun 
Hayyam ın dizelerinde ki  
Asıl gerçeği hiç unutmadan 
Zamanı yaşamayı düşünmek gerek.


''Gönlünce de dönse, bu dünyanın sonu ne? 
 Okunup bitse de ömür destanının, sonu ne? 
 Yüz yıl dilediğince yaşadın diyelim, 
 Bir yüz yıl daha yaşasaydın, sonu ne? ''
                         Ömer HAYYAM (Rubailerden )



8 Haziran 2014 Pazar

DEMİR MIKNATISA AŞIKTIR, DEVAMLI ONA KOŞAR,
ZAFERDE SABRA…

ANKARASTYLE  Dergisi için benden bir köşe yazısı yazmamı istediler. Farklı ne yazabilirim diye çok düşündüm.Yıllardır bende sıkıldım artık hep aynı şeyleri yazmaktan..Kadının istihdam edilebilirliğinden şiddete maruz kalmasından,  gelenek, görenek, din adı altında kısıtlanan hayatına sadece lafta çözüm aramaktan .Erkek egemen yapı altında öğretilen gelmiş birçok yapının içinde hala daha kanunlar çerçevesinde sıkışmış olan kadının aynı beklentilerini dile getirmekten sıkıldım.

On bir yıla yakın zamandır sahada kadın ve çocuk üzerine birçok çalışmalar yaptık. Sayısız eğitimler, toplantılar, çalıştaylar. Özellikle 2007 yılından sonra yaptığımız çalışmalar sonucunda gördük ki sorunların başlıkları aynı sadece imkan ve sosyal yaşamın getirdiği derecelendirmelerle şiddetleri farklı.

Özellikle toplumun yapı taşı ailenin korunması ve aile mefhumunun çocuklara olan sorumluluklarının ayrılsalar bile devam ettiği saygı ve kültürel bağlara olan düzenin bozulmadan götürülebilmesi konusu en büyük sorunlardan bir tanesi.Topluma parçalanmış aile yapısının eseri değil, sağlıklı bireyler kazandırmanın gerekliliği.

Dışarıdan sorunlarla karşılaşıp çözüm ararken, gelişen olaylar karşısında şöyle olmalı böyle olmalı demek ise işin en kolay tarafı. Çünkü olayların bakış acısında taraflar dinlendiği zaman; her çocuk doğuranın maalesef anne, her çocuğu olan erkeğinde baba olamadığını açıkça görmekteyiz. Ailenin korunması olayında işin cinsiyet temelli çözüm aranması karşımıza çıkan olaylar karşısında zaten imkansız.

Kültür seviyesi çok yüksek, ekonomik şartları düzgün, hürriyetleri elinde olan kadınlar da farklı birçok sorunlarla karşı karşıya. TOBB sayesinde birçok hayat hikayesini dinlediğim ve okuduğum bu güçlü kadınlarda gördüm ki güçlü kadınlar ‘’HAYATIN ACI OLDUĞUNU’’ çok iyi bilen kadınlar. Onları diğer kadınlardan ayıran, farklı kılan da bu özellikleri.

Çok büyük olaylarla karşılaşmış, yeri gelmiş madden yeri gelmiş manen acılar çekmişler. Ancak acılarını abartmamışlar. Hayata dönüp, hedef koyup ileriye bakmışlar. Büyük sabırlar göstermiş, doğrularından asla vazgeçmemişler. Önceliklerini ve toplumda saygınlıklarını hiçbir şeye değişmemişler. Kelimelerle değil yaptıkları işlerle, duruşlarıyla konuşmuşlar.
Kendilerine zarar verebileceklerini inandıkları kişilerin bile yerlerine kendilerini koyarak ona göre hareket etmeyi başarmış sabrı zaferle birleştirmeyi bilmişler.

Hiçbir başarı tesadüf değildir zaten hayatta. Birileri diğerlerinden farklıysa çekim alanını iyi belirlemiş, sabretmeyi bilmiş, azmedip inançlarıyla
kazanmışdır.

İnsan hergün ayrı büyüyor ,maalesef şaşmam diyor da; Şaşıyor.Hep üstesinden gelebileceğimiz sorunlarla karşılaşmak, karşımızdakinin yerine kendimizi koyarak düşünebileceğimiz olaylara vakıf olmak, daima güçlü kadın olmak dileğiyle, lise yıllarında edebiyat öğretmenimizin gençler arasında yaşanan birtakım sıkıntılar söz konusu olduğu günlerden bir gün bize ne de olsa kıssadan hisse diyerek anlattığı bir Nasrettin Hoca hikayesi ile yazımı tamamlamak istiyorum.

“Nasrettin Hoca bir gün eşekten düşmüş. Çevresindekiler çok telaşlanmışlar ve; Aman hocam dur kalkma yerinden sana hemen bir doktor çağıralım demişler. Oysa ki Nasrettin Hoca’nın isteği farklıymış.
-Aman ben doktor istemem, bana eşekten düşen birini bulun demiş.

Sağduyulu güzel günler dileğiyle….

Yeşim GÜRSOY







26 Şubat 2014 Çarşamba



RÜZGAR

bazen rüzgar öyle kuvvetli eser ki,
en güzel zamanında 
durduramazsın dalında ki yaprağı, açmak üzere olan çiçeği..
işte o zaman başlar içinde isyanlar
nedenler, niçinler,
rüzgar diner ,
kırılmış dalların, dökülmüş yaprakların
ama eskisinden de güçlü toprağa tutunmuş köklerin
birden anlarsın.!
daha güzel tomurcuklar, daha canlı yapraklar için
daha güçlenmiş toprağa daha sıkı bağlanmışsın..
çağırırsın rüzgarı eskisinden daha da güçlü
gel hadi gel..
sen kopardıkça biz sarıldık
sen estikçe güçlendik.......
şimdi daha çok tomurcuklarım,
narin yapraklarım.
gel de eskisinden daha güçlü kıl beni
gel de yenile, eskimeye bırakma beni......

Yeşim GÜRSOY