Can Dost

Can dost

Ellerini açtığında, semaya uzandığında tutamayacağın sandığın yıldızlara dokunduğunda

güneşin seni ısıtırken hiç bu kadar mutlu olmadığında

ılık esen rüzgar yüzünde saçlarında dolaşırken yaşadığın huzurda

kör olup göremediğin barışta ,

din, dil, ırk, demeden savaşmayıp paylaştığın yaşamda

bir yudum suda, tek nefeste, bölüştüğün lokmada

seni tanımayan hayatlara ismini yazıp dokunduğunda

tek kelime etmeden gözlerinle konuştuğun

yanında olsun olmasın kalbinin en saklı köşesinde

var olan can dostta saklı yaşam...


yeşim ce...


her şeyin güzel yaratılıp çirkinleştiği dünyada yürüdüğümüz bu kısa hayat çizgisinde iyi ki varsın diyebileceğimiz can dostlar la olmak can dost olmak dileğiyle...

29 Ekim 2017 Pazar



NE BÜKE BİLEN, NE ÖPE BİLEN ZİHNİYETLERE İTHAFEN…!

1993-2002 yılları arasında tam dokuz yılım, Ondokuzmayıs Üniversitesi dahiliye, nöroloji, nöroşiroloji bölümlerinin içinde geçti.
Bu dokuz yılın en az beş yılını, o koridorlarda koşuşturarak, kaldığımız odaların camlarından her sabah gelen ve her akşam giden arabaların sayıları sayarak geçirdim.
Sayısız doktor, akademisyen, hemşire arkadaşlarım vardı, hep yanımızdaydılar, onlara uzun yıllar ve tedaviler aşamasında bir o kadarı daha eklendi.
Hayatımız da peşpeşe yaşanılan talihsizlikler, herkesi etkiliyor, mücadelemizi görüyor bizi rahat ettirsinler diye hepsi görevlerinin üstünde çaba harcıyorlardı..
Ne yazık ki biz üç hastamızı da oradan sağ çıkaramadık.
Ellerimizden kayıp gittiler.
Ben ki hastaneden, kokusundan, her şeyinden ireti olan biriyken, söz konusu kendi canın kanın olunca hiçbir yerine dokunamadığım hastanenin en uygun köşelerine kafamı dayayarak uyudum.
Ben ki bebek kakasından tiksinen, çaresiz kalınca dayanamayıp hiç tanımadığım hastaların altını aldım, tükürüğü boğacak hemşire gelene kadar geç kalacak diye aspire makinalarıyla kaba olucak ama tıbbi adıyla balgam temizledim.
Ben ki ölü kelimesinden bile korkan ben,
bir beden bir ruhtan nasıl ayrılıyor, o can nasıl veriliyor, o koku, o ten pembeden sarıya nasıl geçiyor, salavat nasıl veriliyor, ya da verilemiyor çok şahitliğini yaptım.
VE BEN
O odalarda 2000 li yıllarda, nöroloji bölümünde dayısı tarafından tecavüz edilmiş iki yaşındaki bir bebeğin annesinin ''Allah ım onu böyle yaşatma al'' feryatlarıyla ensestle tanıştım.
Belki bunu da yazmam çok doğru değil ama benim niyetimi bilenlerin anlayışına sığınarak yazıyorum;
Dedem toptan zahireci, babam kabzımal olduğu için kilo bilmeden büyüyen, para kavramı olmayan, yokluk görmeyen ben, parasızlık ne demek onu da çok acı gerçeklerle öğrendim.
Kan parası, can pazarı ne demekmiş, kan almak için cebinde parası yetmeyen bir evlatla, hastanelerde kanını sermaye yapmış kaçak satarak çocuklarına ekmek götürmeye çalışan bir babanın içime kazınan sahnelerini seyrederek öğrendim.
Çok Türk Flimlerini aratmayacak sahneleri o koridorlarda yaşadım.Kavonoz içinde el bebek gül bebek büyütülen, dış dünyayı kendi ekseni gibi pembe gören ben siyahı, griyi hayatı öğrendim.
İşte orda başladı benim evrimim, dönüşümüm, gerçek sandığım her şeyin dünyevi, asıl gerçeğin maneviyata dönüşü..İşte o odalarda başladı Mevlana ile buluşup mesneviye dalışım,Yunus' la, Hacı Bektaşi Veli ile Şems ile tanış oluşum..
İşte o koridorlarda başladı ne yapabilirim, bu öğretiler bu yaşadıklarım acı birer tecrübe değil tevafuk, ''derdim var deme, ne dertler var.'' diyor, sana verilen ödev sınavların dediğim yola koyuluşum.

Herkes gün gün gezerken, parmağındaki taşın kratını, Louis Vuitton çantalarını konuşurken her imkanım olmasına rağmen, öğrendiğim gerçekler için neler yapabilirim koşuşturmalarım.
Bazı sivil toplum kuruluşlarını amaçlarından dolayı eleştirdiğim, orda olmak istemediğim için kabul görmeyişlerim, uyumsuzluğum onların tanımıyla yabaniliğim..
Şimdi bunları durup dururken niye yazdım..
Tabi ki herkesin bir hikayesi var tıpkı benim gibi, ki yazdıklarım  hikayemin en minimize giriş özeti..

Niye yazdım şimdi durup duruken bunları biliyor musunuz;
Hayatını sadece bir yerlere sığınarak, birilerinden güç alarak idame ettirmiş, ruhları kalp gözleri Allah tarafından kapatılmış, asla iflah olmayacak adı benim gibi insan olarak geçen kişilerin biraz haddini bilmesi için yazdım.
Benim 17. yılını tamamladığım, sahalarda mucadelesini verdiğim her konunun arkasında duracak, bu gün bir koltuğa oturtulsam, yetki verilse çözecek kadar harmanında olduğumu anlamaları için yazdım.
Yanımıza gelmeden ordan buradan resim kopyalayarak, yalan haberler yaparak, devletten, adaletten iyi bildiğini ispatlamaya çalışanlar,ne yürüdüğüm yolu yürümüş, ne de benim ayakkabilarımı giymiş, uzaktan komutla çalışanlar için yazdım.
Mertliğin cinsiyeti yoktur bende …Mert kelimesinin anlamını araştırsınla,r yanıma gelsin benden sorsunlar, uzaktan yorulmasınlar diye yazdım.!
Bugün yanımda olan, arkamda duran herkes benim hikayelerimin içinde benimle mücadele etmiş ve benim yürümeye çalıştığım yola inanmış, ne benim kurduğum derneğe, ne de o derneğin gücüne sığınmaya  ihtiyacı olmayacak kadar titride, ekonomik gücüde yüksek insanlar .
2013 de ‘’Kadın Ustalar Projesinde’’ yaşadığımız olumsuzluklar üzerine o zamanki Vekilim Sayın Tülay Bakır la paylaştığım ‘’cinsiyet ayırt etmeden özgür her konuda çalışmak istiyorum Sayın Vekilim’’ dediğimde ''en güzeli kendi derneğini kurmak olucaktır ''diyerek önümü açtığı ve benim çalışmalarıma inanan, başarmam için mücadeleme saygı duyup katkı sunan insanlarla ELVİN adı altında tamamladığım sahalardaki 13. Elvin deki 4 . yılım..
Ne benim, yıllardır siz sorunları uzaktan seyrederken, hatta ne olduğunu bilmezken
Benim ayağımda topuklu ayakkabılar yerine kara lastiklerle onlardan biri olarak,
Onları anlamaya çalışarak yürüttüğüm çalışmalarıma, ne de ELVİN i kurduktan sonraki başarılarımıza kara kaleminiz gölge düşüremeyecek.
Sizler şantajla insanları sömürürken, benim hiçbir karşılık  beklemeden verdiğim yıllarıma
Herkes izin verse sizin varlığından haberdar olmadığınız Hak izin vermeyecek.
VE yaptığımız her projede ki( mütevazi olamayacağım bu yazımda çok ta bana uymuyor ama bardağı taşırdılar) hepsi de birbirinden büyük, akademik çıktıları çözüm odaklı projeler, projeler de emekleri olan kişilerin hepsi bende kıymetli kişiler.
Onlardan biri olmasa o başarıların yakalanamayacağı projeler, hiçbir yanlışını görmediğimiz vefasına saygı duyduğumuz kişiler..
Bu güne kadar sahadaki çalışmalarımızda üç vali, sayısız ilçe belediye başkanı, üç bakanlık ve sayısız kamu kurum kuruluşlarıyla çalıştık proje yürüttük.
Yaptığımız bütün çalışmalar kağıt üstünde, laf ucunda değil taşın altında eli değil kollarıyla girilip
Çalışılmış projeler.
Sadece proje üret deseler bana,benim aklımdakilere benim ömrüm yetmez.
Bugün yıllardır yaptığımız projelerde dokunduğumuz binlerce insanın  kalbini kazandık.
Doğru işlerimizle duayı,takdiri, ödülü, alkışı  kazandık.
Belki onların sorunlarını çözemedik ama gönüllerini fethettik..
Sorunları en doğru noktalara, en doğru şekilde taşıdık.

‘’Kendilerine ait hayalleri olmayanlar, sizinkileri de göremez ‘’..demiş Murathan Mungan..
Bu yazıyı okuduğunuz andan itibaren hayal kurmaya başlayın..
Belki beni, bizi çok daha iyi anlayabilirsiniz..

Dünya üzerinde 400 milyon çocuk savaş, açlık, işgal, yoksulluk yüzünden ya annesiz, ya babasız ya da her ikiside yok yetim..
Sadece bizim şehrimizde ki Aile Sosyal Politikalar kurumlarında kalan çocuk sayısı bile çok üzücü..
Koruyucu aile sistemi farklı çözümler için proje aşamasındayız..Benim onlar için büyük hayalimse Çocuk Köyleri..
Varsa cesaretiniz gelin hayalimi anlatim.Yazın sesimizi duyurun..
Aklınızı, kaleminizi  iyilikleri tüketmek için değil yaşatmak için kullanın..
Yeşim Gürsoy olarak, Elvin Derneğinin kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak
Şahsım ve derneğim adına yaptığımız çalışmalara gölge düşürmeye çalışanlar 
Size kısaca bu yazımda şunu söylüyorum;
Biz inandığımız yolda, yaptığımız çalışmalarla arkamızda yüreğimizi adımızı bırakacağız..
Belki bir Mevlana, bir Yunus, bir Hacı Bektaşi Veli olamayacağız
Ama birilerinin kalbinde adımız, ellerinde sıcaklığımız kalıcak.
Sizler için de selamet dileklerimiz.
Yeşim…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder